Öznel Bir Anlatım Nedir?
Hayat bazen ne kadar kaotik olursa olsun, kendini ifade etmek, içindekileri bir şekilde dışarıya atmak çok önemlidir. Kimileri yazılarıyla, kimileri resimleriyle, kimileri de sözleriyle bunu yapar. Benim için yazmak her zaman en kolay yol olmuştur. Duygularımı, düşüncelerimi kaleme almak; içimdeki karmaşayı anlamama, ona bir şekil vermeme yardımcı olur. Belki de bu yüzden öznel bir anlatım beni her zaman etkilemiştir.
Bir Sonbahar Günü ve İlk Defterim
Beni tanıyanlar iyi bilir: duygularım hep taşar. Ne kadar gizlemeye çalışsam da, her anım, her düşüncem bir şekilde dışa vurur. Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, rengarenk dökülen yaprakları izlerken bile, içimde bir şeyler kaynayan bir kaynar kazan gibi kaynar. İşte, belki de bu yüzden yazmak beni huzurlu kılar. Ne olursa olsun, her duygumu, her hayal kırıklığımı, her zaferimi dışarıya bırakmanın rahatlığını bir başkasına anlatmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirim.
İlk defterimi hatırlıyorum. 12 yaşındaydım. O dönemde duygularımın yoğunluğunu hiç kontrol edemediğimi düşünüyorum. Bir şeylerin beni rahatsız ettiğini fark ettiğimde, ilk önce içimden bir şeyler yazmaya başladım. Ve öyle yazılar yazıyordum ki, zaman zaman içimi dökebileceğim bir kimseyi bulamadığımda defterime her şeyimi anlattım. İşte o zaman “öznel anlatım”la tanıştım, farkında olmadan.
Yazdıklarım, bambaşka bir dünyaya açılan bir kapıydı. Duygularım tamamen içimden yükseldiği gibi, kağıda dökülüyordu. O yazılarda hiçbir zaman başkalarının düşüncelerini, bakış açılarını yansıtmıyordum. Sadece ben, Kayseri’nin o soğuk, gri havasında, her şeye karşı savunmasız ve kırılgan bir genç olarak, içimdeki her şeyi dışarıya veriyordum. Öznel anlatım, tam da bunu yapmama olanak tanıyordu: Kendimi anlatırken sadece kendi duygularımı, düşüncelerimi yansıtmak.
Bir Sabah Uyanışı ve İlk Hayal Kırıklığım
Bir sabah uyandığımda, güneş Kayseri’nin taş duvarlarına vuruyor, pencerenin pervazında kuşlar cıvıldıyordu. Ama içimde bir şeyler eksikti. Hayatımda ilk kez, sabahları güne başlarken o heyecanı, o mutluluğu bulamıyordum. Her şey sanki donmuş gibiydi. O sabah, gerçekten bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Her şey, her geçen gün daha yavaş ilerliyor gibiydi. Dışarıda ne kadar parlak bir gün olsa da, içimdeki o karanlık duygu, her şeye ağır bir gölge gibi düşüyordu.
İşte bu, hayatımda ilk kez bir hayal kırıklığına uğradığım andı. Bu kadar duygusal ve idealist bir genç için, her şeyin “hayat gibi” olmasını beklemek o kadar doğal bir şeydi ki… Ama o sabah bir şeylerin değiştiğini, her şeyin birdenbire eskisi gibi olmadığını fark ettim. İnsan, en sevdiği şeylerden bile bir an uzaklaşabileceğini ve bunun acısını derinden hissedebileceğini ilk kez o sabah öğrendi.
İçimdeki bu karmaşayı anlatırken, bir parça umutsuzlukla karışık ama yine de derinden hissettiğim bir huzur vardı. Bir insanın öznel olarak dünyaya bakış açısı değiştiğinde, yalnızca kendi duygularını ve tecrübelerini yansıttığını fark edersiniz. Kimseye bunu anlatamazsınız çünkü başkası o duyguyu sizin kadar derinden hissetmez. Öznel bir anlatım, sadece sizin gözünüzle dünyayı görmek, sadece sizin için önemli olan şeyleri anlatmak demektir.
Geçen Zaman ve Umudun Bir Adım Önde Olması
Hayal kırıklığı zamanla biraz geride kalmaya başladı. Ama bir şey vardı, bu yeni duruma dair biraz korku, biraz da kaygı… Gelecekten ne bekliyordum? Bir şeylerin değişmesi, düzelmesi gerektiğini mi düşünüyordum? Belki de hayatta her şeyin bir anlığına, bir rüya gibi olduğunu fark ettiğimde, kaygılarımın ne kadar anlamsız olduğunu gördüm. Zaman geçtikçe, duygularımın farklı bir biçimde şekillendiğini fark ettim. Özellikle sabahları, o eski heyecan geri gelmişti. Bir sabah uyandığımda, önceki günün kaygıları geride kalmış ve umut dolu bir günle başlıyordum.
Her duyguyu, her düşünceyi daha farklı, daha yoğun yaşıyor olabilirim. Ama içimdeki bu değişikliklerin sadece bana ait olduğunu bilmek, bana her zaman güç veriyor. Her an, kendi gözlerimle dünyayı görmem, içimdeki duyguları yazıya dökmem, öznel bir anlatımın ne demek olduğunu derinlemesine hissettiriyor. İster yazıyla, ister sözle anlatayım; en derin duygularımı dışarıya akıtmak, bana özgürlük ve rahatlık veriyor.
Sonuç: Öznel Anlatımın Gücü
Kendi içimde hissettiklerimi dışa vurduğumda, gerçek bir anlam buluyorum. Her duygumu, her kaygımı, her hayal kırıklığımı açıkça ifade ettiğimde, hayatta daha güçlü ve daha özgür hissediyorum. Öznel anlatım bana sadece içimdeki dünyayı yansıtma fırsatı sunuyor; başkalarının fikirlerini ya da duygularını değil, sadece kendi gerçeklerimi paylaşabiliyorum. Kendi bakış açımın öne çıktığı bu yazı, bana her zaman güç verdi. Gerçekten, duygularımın doğal bir şekilde dışa vurduğu her an, bana özgürlük kazandırdı.
Ve belki de, öznel anlatımın gücü tam da burada yatıyor: Her şeyin kişisel ve özel olmasında, her kelimenin, her düşüncenin sadece bize ait olmasında. Bu yazıyı yazarken, bir daha hatırladım ki; yalnızca kendi gözlerimle dünyayı görmek, bana anlam katıyor. Bu yüzden her duyguyu, her anı yazıya dökmek, bir tür özgürlük bence. Kendi içimde bir yolculuğa çıkarken, her satırda kendimi yeniden buluyorum.
Duygularımı yazıya dökerken, kimseye hesap vermiyorum, sadece kendimi ifade ediyorum. Öznel anlatım, tam olarak bunu yapmamı sağlıyor.