İnternet Üzerinden Gerçekleştirilen Bilimsel Etik Dışı Davranışlar: Tarihsel Bir Perspektif
Geçmişi anlamak, bugünü daha net bir şekilde yorumlayabilmemiz için bir ışık tutar. Tarih, sadece eski olayların bir kaydı değil; aynı zamanda günümüzün dinamiklerini şekillendiren, bizleri geçmişteki hatalardan ve başarılarımızdan ders almaya zorlayan bir aynadır. İnternetin yükselişiyle birlikte bilimsel çalışmalarda etik dışı davranışlar da evrim geçirmiştir. Bugün modern toplumda etik ihlalleri, yalnızca bireysel değil toplumsal düzeyde de ciddi bir sorun teşkil etmektedir. İnternetin sunduğu anonimlik, hız ve erişilebilirlik, bilimsel etik dışı davranışların artmasına zemin hazırlamıştır. Bu yazıda, internet üzerinden gerçekleştirilen bilimsel etik dışı davranışların tarihsel bir perspektiften incelenmesini yapacağız.
1. Bilimsel Etik ve İnternetin Yükselişi: Başlangıçlar ve İlk Dönemler
İnternetin yaygınlaşmaya başladığı 1990’ların sonları, akademik dünyada dijital kaynakların ilk kez kullanılmaya başlandığı dönemi işaret eder. Bu dönemde, bilgiye erişim hızla arttı ve akademik araştırmalar daha geniş kitlelere ulaşabilir hale geldi. Ancak bu erişim kolaylığı, bilgiye dayalı etik dışı davranışların ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bilimsel etik dışı davranışlar, genellikle intihal, verilerin manipülasyonu, kaynakların yanlış kullanımı gibi başlıklar altında toplanır.
İlk örneklerinden biri, 1995 yılında Amerika’da yaşanan bir intihal skandalıdır. Harvard Üniversitesi’nde bir akademisyen, başka bir araştırmacının yazdığı makaleyi kopyalayarak kendi adıyla yayımlamıştır. Bu olay, bilimsel dünyada büyük bir infial yaratmış ve etik dışı davranışların önlenmesine yönelik ilk ciddi adımların atılmasına sebep olmuştur. Ancak internetin hızlı gelişimiyle birlikte, bu tür ihlaller daha sık hale gelmeye başlamıştır.
2. 2000’lerin Başında Dijital Kaynaklar ve Bilimsel Hileler
2000’lerin başında internetin bilimsel dünyada yerleşik bir güç haline gelmesiyle birlikte, akademik etik dışı davranışların kapsamı da değişti. Dijital kaynaklar ve veritabanlarının hızla büyümesi, birçok araştırmacıyı daha hızlı sonuçlar elde etmeye zorladı. Bu dönemde özellikle “veri fabrikası” olarak adlandırılan online platformlar, akademik başarıya ulaşmak isteyen pek çok kişi için cazip bir alan oluşturdu.
İnternetteki bilimsel dergilere erişim kolaylaştı, ancak bu kolay erişim, bazı araştırmacıların yayıncılardan alınan makaleleri kopyalayarak, kendi araştırmalarına dâhil etmelerine yol açtı. 2007 yılında yapılan bir çalışmada, özellikle Asya ülkelerinde, başkalarının yazdığı makalelerin kopyalanmasının yaygın bir sorun olduğu tespit edilmiştir. Hindistan’daki bazı üniversitelerde yapılan bu tür etik ihlaller, dünya çapında tartışmalara yol açmış ve bilimsel etik konusunda küresel bir farkındalık yaratmıştır.
3. Sosyal Medya ve Açık Erişim Yayıncılığı: 2010’lar ve Sonrası
2010’lar, internetin hayatın her alanında etkili bir şekilde kullanıldığı bir dönem oldu. Özellikle sosyal medya platformları ve açık erişim yayıncılığı, bilimsel etik dışı davranışların artmasına zemin hazırladı. Makale ve araştırmaların hızla yayıldığı, ancak kontrolün daha zor hale geldiği bu dönemde, “open access” yani açık erişimli dergilerde yayımlanan çalışmalarda, doğru kaynağa atıfta bulunulmadan içeriklerin alınması, plajiyat (intihal) ve veri manipülasyonu gibi etik dışı davranışlar yaygın hale geldi.
Birçok açık erişim dergisinin düşük kaliteli ve denetimsiz yayın yapması, bu tür etik dışı davranışları arttırmıştır. Bilimsel dergilerin çoğalması, fakat denetimsizlik ve kalite eksiklikleri, akademik dürüstlüğün zedelenmesine sebep olmuştur. 2015’te yayınlanan bir araştırma, özellikle sosyal medyanın etkisiyle, araştırmacıların hızla doğru bilgi sunma baskısına girdiklerini ve bu baskının bazen verilerin manipülasyonuna yol açtığını ortaya koymuştur.
Ayrıca, sosyal medya, bilimsel bulguların yanlış anlaşılmasına ve hatalı bilgilerle yayımlanan içeriklere de neden olmuştur. Pek çok üniversite öğrencisi ve akademisyen, doğru bilgiye dayanmayan sonuçları sosyal medya üzerinden hızla yayıp, doğru olmayan verilerle tanınabilirlik kazanmayı hedeflemiştir. Bu durum, akademik etikte ciddi bir güven bunalımına yol açtı.
4. Yeni Etik İhlalleri ve 2020’ler: Pandemi Döneminde Bilimsel Etik Dışılığı
2020’li yıllar, COVID-19 pandemisinin etkisiyle bilimsel araştırmalara olan ilginin arttığı, ancak aynı zamanda bilimsel etik ihlallerinin de hız kazandığı bir döneme işaret etmektedir. Pandemi dönemi, birçok alanda internet üzerinden yapılan araştırmaların artmasına ve bu araştırmaların hızla yayıldığı bir süreçte bilimsel yanlışlar ve etik dışı davranışların daha belirgin hale gelmesine yol açtı.
COVID-19 ile ilgili yapılan bazı çalışmaların, kaynağı belirsiz verilerle desteklendiği, ayrıca bazı bilim insanlarının bulguları ticari amaçlarla manipüle ettikleri, hızla yayıldı. Bu durum, özellikle online dergilerde yayımlanan bazı makalelerde tespit edilmiştir. 2021’de yayınlanan bir araştırma, pandemi sürecinde yayımlanan birçok bilimsel makalenin, eksik verilerle veya yanlış yorumlarla sunulduğunu ve bu durumun özellikle sağlıkla ilgili yanlış anlaşılmalara yol açtığını gözler önüne serdi.
Bu dönemde internetin etkisiyle, bilimsel etik dışı davranışlar daha karmaşık hale gelmiş, akademik dünyada toplumsal güvenin zedelenmesine neden olmuştur.
5. Sonuç ve Gelecek Perspektifi
Bugün internetin etkisiyle bilimsel etik dışı davranışların doğası değişmiş olsa da, aslında bu tür etik ihlallerin kökeni çok daha derinlere gitmektedir. Bilimsel alandaki etik dışı davranışların tarihsel perspektiften incelenmesi, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunlara nasıl daha etkili çözümler geliştirebileceğimizi anlamamız açısından önemlidir. İnternetin etkisiyle, etik dışı davranışlar daha yaygın hale gelse de, bu olgunun tarihsel kökenlerine bakarak, toplumsal ve akademik düzeyde nasıl bir değişim yaratılabileceğini tartışabiliriz.
Sonuç olarak, etik dışı davranışların artması, sadece bireysel değil toplumsal bir mesele haline gelmiştir. Peki, bilim dünyasında güvenin yeniden inşa edilmesi için ne gibi önlemler alınabilir? Yalnızca daha sağlam denetimler mi gerekir, yoksa bilim insanlarının etik sorumlulukları konusunda daha derin bir eğitim mi gerekmektedir? Bugünden bakıldığında, geçmişteki hata ve başarıları dikkate alarak, bu sorulara verilecek yanıtların şekilleneceği açık bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.